Havza İlimleri Sosyal ve Siyasi İşler Bürosu Müdürü Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn Muhammed İstuvâr Mîmendî, Uluslararası Kur’an-ı Kerim Fuarı ziyareti esnasında Havza Haber Ajansı muhabiriyle yaptığı röportajda şöyle dedi: “Havza ilim merkezleri öteden beri Şiîler için itikadî birer sınır muhafızı olmuştur. Bugün de din âlimleri sürekli olarak İslam ümmetinin inanç sınırlarını koruyan muhafızlardır.”
Devamında şunları ekledi: “Yüce Peygamber Hz. Muhammed (s.a.a.) değerli bir hadisinde şöyle buyurmuştur: ‘Şüphesiz ben aranızda iki ağır emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece benden sonra asla sapmazsınız: Allah’ın Kitabı ve itretim olan Ehl-i Beytim. Bu ikisi, Kevser havuzunun başında bana kavuşuncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacaktır.’
Başka bir ifadeyle, “Sakaleyn” hadisi olarak bilinen bu rivayette Kur’ân-ı Kerîm “Sakal-i Ekber” (büyük emanet), Peygamber Efendimizin (s.a.a.) Ehl-i Beyti ise “Sakal-i Asgar” (küçük emanet) olarak tanıtılmış; her ikisi de dinî maarifin iki temel kaynağı olarak gösterilmiştir.”
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî, Kur’ân-ı Kerîm’in Allah’ın kelâmı ve İslam Peygamberinin (s.a.a.) ebedî mucizesi olarak yüce konumuna işaret ederek şunları söyledi: “Kur’ân-ı Kerîm, İslam’ın hak oluşunun en büyük belgesi olarak bizzat Kur’ân tarafından da ebedî bir mucize şeklinde tanıtılmaktadır. Bu husus özellikle Kur’ân’ın muhaliflerine meydan okuduğu ayet-i kerimede açıkça görülmektedir.”
Kimse Kur’ân’ın Mucizesine Meydan Okuyamamıştır
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî sözlerine şöyle devam etti: “Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: ‘Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.’ (Bakara 23) Bu meydan okuma aradan 1400 yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen hâlâ geçerliliğini korumaktadır. İslam düşmanları bütün çabalarına rağmen ne içerik ne de mantıksal yapı bakımından Kur’ân’a benzer tek bir ayet dahi ortaya koyamamıştır. Bu durum, Kur’ân’ın her türlü tahrif ve hakaretten korunmuş olduğunun en büyük delilidir.”
Havza İlimleri Sosyal ve Siyasi İşler Bürosu Müdürü sözlerinin sonunda şu vurguyu yaptı: “Gerçek şu ki, hiç kimse veya hiçbir topluluk Kur’ân’ın mucizesine meydan okuyamamıştır. Bu da Kur’ân-ı Kerîm’in doğruluğuna ve hak oluşuna açık bir şahittir; Kur’ân, İslam tarihi boyunca eşsiz bir kaynak olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.”
İslam İnkılabı, Kur’ân Kültürüne Dayanarak Küresel İstikbar Karşısında Durmaktadır
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî devamında şöyle dedi: “Bugün İran’ın görkemli İslam İnkılabı, Kur’ân-ı Kerîm’in zengin kültüründen yararlanarak özel bir parlaklık kazanmıştır. Bu inkılap, İslam ümmetine izzet ve büyüklük kazandırmış; yeni İslam medeniyetinin inşası yolunda küresel istikbara karşı mücadelede Kur’ân’ın öğretilerinden istifade etmektedir.”
Ardından sözlerine şöyle devam etti: “Elbette İslam düşmanları ve onların etkisi altında kalan kimseler bazı şüphelere kapılabilir; düşmanın vesvese ve kışkırtmalarıyla Kur’ân’a karşı düşmanlık sergileyebilirler. Nitekim son olaylarda da İsrail rejimi ve diğer düşmanların yönlendirmesiyle bazı kargaşa çıkaranların İslam’ın mukaddes değerlerine saldırı yönünde hareket ettiklerini, hatta Kur’ân-ı Kerîm’i yakmaya teşebbüs ettiklerini gördük.”
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî şu vurguyu yaptı: “Bütün bu girişimlere rağmen Kur’ân-ı Kerîm’in parlak nuru her geçen gün daha fazla ışıldamakta; dünyanın dört bir yanındaki insanlar Kur’ân’a ve onun öğretilerine daha çok yönelmektedir.”

Tarih Boyunca Kur’ânî Maarifin Muhafızları: İlim Havzaları
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî sözlerinin devamında şunları söyledi: “Havza ilim merkezlerinin tarih boyunca bu değerli emaneti koruma, muhafaza etme ve Kur’ânî maarifi tefsir edip açıklama konusundaki rolü daima belirgin olmuştur. Havza ilim merkezleri her zaman Kur’ân-ı Kerîm ve İslam düşmanlarının komploları ve tehditleri karşısında ilmî ve dinî birer siper olarak görev yapmıştır.”
Hüccetü’l-İslâm İstuvâr Mîmendî ayrıca şunu vurguladı: “İran’ın ve diğer İslam ülkelerinin Müslüman halkları her zaman Kur’ân’ın öğretilerinden yararlanmıştır ve her türlü tehdide karşı bu değerli maarife dayanarak direnmeye devam edeceklerdir.”
Kur’ânî Yaşam Tarzını Yaymak, Din Âlimleri ve Havza Talebelerinin İdealidir
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn Mîmendî, din âlimleri ve havza talebelerinin Kur’ân-ı Kerîm maarifini yaymadaki rolünün önemine işaret ederek şöyle dedi: “Din âlimleri, havza talebeleri ve toplumun müminleri toplum inşası yolunda canıgönülden Kur’ân’dan savunma yapmaktadırlar. Bu kişiler Allah ile ahitleşmişlerdir ki yalnızca Kur’ân-ı Kerîm’in lafzını korumakla yetinmeyecek, onun mesajını, idealini, çizgisini ve ruhunu da toplumda yaygınlaştıracaklardır.”
Havza Hocası ayrıca şunu kaydetti: “Kur’ân-ı Kerîm’e amel etmek özellikle halkın yaşam tarzında, Kur’ânî, Rahmânî ve tevhidî bir hayat tarzını beraberinde getirebilir; nihayetinde temizlik ve maneviyatı evlerin ve ailelerin içine taşıyabilir.”

Kur’ân Söylemini Yayma ve Toplumda Manevî Dönüşüm Oluşturma Çabası
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî sözlerine şöyle devam etti: “Hepimiz Kur’ân söylemini yaymak ve ona amel etmek yolunda gayret göstermeye hazırız. Kur’ân yalnızca birey için bir rehber değil; aynı zamanda ilahî nur yolunda yürümek isteyen bir toplum için de bir hayat nizamı ve ilke metnidir.”
Hüccetü’l-İslâm ve’l-Müslimîn İstuvâr Mîmendî ayrıca haber ajanslarının, özellikle Havza Haber Ajansı’nın bu Kur’ânî etkinliği yansıtma konusundaki çabalarını takdir ederek şöyle dedi: “Bu medya kuruluşları, bu büyük Kur’ânî etkinliği kamuoyuna yansıtarak Kur’ân nurunun toplumun her kesimine yayılmasında ve halkın Kur’ân-ı Kerîm’e olan sevgi ve bağlılığının gösterilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir. Umuyoruz ki bu medya çalışmaları, toplum atmosferinin Kur’ân’ın nuru ile daha fazla etkilenmesine vesile olacaktır.”
yorumunuz